18 Ocak 2015 Pazar

KAMU YÖNETİMİNDE ŞEFFAFLIK VE EKONOMİ


14 Ocak'ta Başbakan Davutoğlu Ankara'da, Kamu Yönetiminde Şeffaflık adı altında bir toplantı düzenlemişti. Bu toplantı 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununda yapılması planlanan değişikliklere ilişkindi. Toplantıyı Yeni Şafak portalı "Mal Bildiriminde Devrim" başlığı ile duyurdu [1]. Sabah yazarı Yavuz Donat'ın ise "böyle bir düzenleme gerekliydi, geç bile kalındı" değerlendirmesi çok yerinde [2].

Başlıklar şöyle:

- Siyasi partilere yapılan bağış miktarı elektronik ortamda ilan edilecek
- Mal bildirimlerinin yenilenme süresi 5 yıldan 2 yıla inecek
-Devlet memuru ihbarda bulunması halinde güvence altına alınacak

Dünya Bankasına verilerine bakarsanız ülkelerin ekonomik ve sosyal yönden gelişmelerine en büyük engel yolsuzlukmuş [3]. Akparti'nin zaten yıllar önce yayınladığı ilkelerden bir tanesi "Seçimle gelen herkesin kanunen vermek zorunda olduğu mal bildirimi şeffaf olarak kamuoyunun bilgi ve denetimine sunulacaktır" şeklindeydi.

Yolsuzlukla mücadele adına, Türkiye'nin taraf olduğu birçok uluslararası sözleşme var. Türkiye, yolsuzlukla mücadele alanında yürütülen uluslararası çalışmalara etkin biçimde katılmakta ve Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi (AK), OECD ve diğer bazı bölgesel kuruluşlar bünyesinde sürdürülen çalışmalar sonucu kabul edilen karar ve belgeleri desteklemektedir [4].

GRECO'ya (Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Avrupa Devletler Grubu) üye olan ülkemiz, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi ve Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi ile OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesini imzalamıştır.

Yeni değişiklikler ekonomiye olumsuz etki yaparsa ne olacak?

Bu soru, tarafı olduğumuz Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesinin 22. maddesinde özel sektörde zimmet suçunun yolsuzluk kapsamına alınmış olduğu göz önünde bulundurularak yanıtlanmalı. Şimdi üç firmalı, üç mallı ve bir ücretli çalışanlı bir ekonomi hayal edelim:

Bir mal veya hizmet üreten A firması, B ve C firmalarının sattığı ürünü girdi olarak kullansın. Bu girdi mal, teknoloji, donanım, yazılım, hatta emek de olabilir. A firmasında ücretli çalışan olan şahsımız X, firma ortaklarının bilgisi olmadan B firması ile görüşüyor. B firmasından bir ücret temin ediyor. Bunun karşılığında, aynı girdiyi C firması da arz ettiği halde B firmasından alıyor. 

Dikkat ederseniz, B firması da tıpkı her firma gibi girdileri işleyip üzerine kâr koyup çıktı olarak satan bir firmadır. Sabit maliyet veri kabul edilirse, çıktının fiyatı bir takım değişken maliyetler ile kârın toplamından ibarettir. Söz gelimi:

girdi fiyatı + kâr

Burada firma ortakları X şahsına verilen ücretin babalarının hayrına ödenmediğini fark eder. Burası can alıcı noktadır. Fiyat:

girdi fiyatı + kâr + rüşvet

toplamına dönüşür. Bu toplamı oluşturan bütün kalemler, A firmasının olaylardan habersiz ortaklarının cebinden çıkar.

Bu mekanizmanın bir yolu daha var. Rüşvete karşılık olarak daha az kaliteli girdi temin edilmesine de yaygın olarak rastlanıyor. Bu da aynı şekilde mağdur A firmasına satın aldığı mal ve hizmetlerin dayanıksız ya da verimsiz olması şeklinde yansır.

Demek ki, kasadan para çıkıyormuş. X şahsının ekmek yediği firmanın kasasından bir miktar para alıp kişisel ihtiyaçları için harcaması ile aynı şey oluyormuş.

Peki, neden direkt almadı parayı? Çünkü o zaman kolay yakalanırdı da ondan.
           
[1] http://www.yenisafak.com.tr/gundem/mal-bildiriminde-devrim-2063954
[2] http://www.sabah.com.tr/yazarlar/donat/2015/01/17/seffafliga-ince-ayar
[3] U4 Anti-Corruption Resource Center, 2007 (Aktaran, Hatice Topkaya ve Ahmet Topkaya, "Yolsuzlukla Mücadelede Etkin Bir Araç: BM Sözleşmesi Çerçevesinde Yolsuzluk Kaynaklı Mal Varlıklarının Geri Alınması", Sayıştay Dergisi, Sayı 74-75).
[4] Dışişleri Bakanlığı web sitesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder