14 Ocak'ta Başbakan Davutoğlu Ankara'da, Kamu Yönetiminde Şeffaflık adı
altında bir toplantı düzenlemişti. Bu toplantı 3628 Sayılı Mal Bildiriminde
Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununda yapılması planlanan
değişikliklere ilişkindi. Toplantıyı Yeni Şafak portalı "Mal Bildiriminde
Devrim" başlığı ile duyurdu [1]. Sabah yazarı Yavuz Donat'ın ise
"böyle bir düzenleme gerekliydi, geç bile kalındı" değerlendirmesi
çok yerinde [2].
Başlıklar şöyle:
- Siyasi partilere yapılan bağış miktarı elektronik ortamda
ilan edilecek
- Mal bildirimlerinin yenilenme süresi 5 yıldan 2 yıla
inecek
-Devlet
memuru ihbarda bulunması halinde güvence altına alınacak
Dünya Bankasına verilerine bakarsanız ülkelerin ekonomik ve sosyal yönden
gelişmelerine en büyük engel yolsuzlukmuş [3]. Akparti'nin zaten yıllar önce
yayınladığı ilkelerden bir tanesi "Seçimle gelen herkesin kanunen vermek
zorunda olduğu mal bildirimi şeffaf olarak kamuoyunun bilgi ve denetimine
sunulacaktır" şeklindeydi.
Yolsuzlukla mücadele adına, Türkiye'nin taraf olduğu birçok uluslararası
sözleşme var. Türkiye, yolsuzlukla mücadele alanında yürütülen uluslararası
çalışmalara etkin biçimde katılmakta ve Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa
Konseyi (AK), OECD ve diğer bazı bölgesel kuruluşlar bünyesinde sürdürülen
çalışmalar sonucu kabul edilen karar ve belgeleri desteklemektedir [4].
GRECO'ya (Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Avrupa Devletler Grubu) üye olan
ülkemiz, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Avrupa Konseyi
Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi ve Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku
Sözleşmesi ile OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine
Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesini imzalamıştır.
Yeni değişiklikler ekonomiye olumsuz etki yaparsa ne olacak?
Bu soru, tarafı olduğumuz Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele
Sözleşmesinin 22. maddesinde özel sektörde zimmet suçunun yolsuzluk kapsamına
alınmış olduğu göz önünde bulundurularak yanıtlanmalı. Şimdi üç firmalı, üç
mallı ve bir ücretli çalışanlı bir ekonomi hayal edelim:
Bir mal veya hizmet üreten A firması, B ve C firmalarının sattığı ürünü
girdi olarak kullansın. Bu girdi mal, teknoloji, donanım, yazılım, hatta emek
de olabilir. A firmasında ücretli çalışan olan şahsımız X, firma ortaklarının
bilgisi olmadan B firması ile görüşüyor. B firmasından bir ücret temin ediyor.
Bunun karşılığında, aynı girdiyi C firması da arz ettiği halde B firmasından
alıyor.
Dikkat ederseniz, B firması da tıpkı her firma gibi girdileri işleyip
üzerine kâr koyup çıktı olarak satan bir firmadır. Sabit maliyet veri kabul
edilirse, çıktının fiyatı bir takım değişken maliyetler ile kârın toplamından
ibarettir. Söz gelimi:
girdi fiyatı + kâr
Burada firma ortakları X şahsına verilen ücretin babalarının hayrına
ödenmediğini fark eder. Burası can alıcı noktadır. Fiyat:
girdi fiyatı + kâr + rüşvet
toplamına dönüşür. Bu toplamı oluşturan bütün kalemler, A firmasının
olaylardan habersiz ortaklarının cebinden çıkar.
Bu mekanizmanın bir yolu daha var. Rüşvete karşılık olarak daha az kaliteli
girdi temin edilmesine de yaygın olarak rastlanıyor. Bu da aynı şekilde mağdur
A firmasına satın aldığı mal ve hizmetlerin dayanıksız ya da verimsiz olması
şeklinde yansır.
Demek ki, kasadan para çıkıyormuş. X şahsının ekmek yediği firmanın kasasından
bir miktar para alıp kişisel ihtiyaçları için harcaması ile aynı şey oluyormuş.
Peki, neden direkt almadı parayı? Çünkü o zaman kolay yakalanırdı da ondan.
[1] http://www.yenisafak.com.tr/gundem/mal-bildiriminde-devrim-2063954
[2] http://www.sabah.com.tr/yazarlar/donat/2015/01/17/seffafliga-ince-ayar
[3] U4 Anti-Corruption Resource Center, 2007
(Aktaran, Hatice Topkaya ve Ahmet Topkaya, "Yolsuzlukla Mücadelede Etkin
Bir Araç: BM Sözleşmesi Çerçevesinde Yolsuzluk Kaynaklı Mal Varlıklarının Geri
Alınması", Sayıştay Dergisi, Sayı 74-75).
[4] Dışişleri Bakanlığı
web sitesi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder