9 Şubat 2015 Pazartesi

BAŞ-BUH: THE HEAD OF MILITARY STAFF IN TURKS

The head of military staff, the most senior officer in the armies of several nations including United States of America, Ireland, Philippines, and France, is called chief of staff. Chief of staff is principal staff officer, who coordinates the military staff. By the way, the most senior staff member in the office of a member of the United States Congress is also called chief of staff.
In some countries such as Bangladesh, Pakistan, and New Zealand, it is called chief of army staff. In Spain and Italy it is called chief of defense staff. In Australia and Portugal, it is called chief of army and chief of the general staff of the armed forces respectively.
Although it was formerly called chief of the imperial general staff in United Kingdom (between 1909-1964), it is also called chief of general staff today. While it was called staff chief (Stabchef) in Nazi Germany, it is called Inspector General of the Bundeswehr in Federal Republic of Germany.
In countries including Azerbaijan, Hungary, and North Korea, it is called chief general staff. In Azerbaijan, it is also called head of General Staff of Azerbaijani Armed Forces.

Although foundation of the first chief of staff office is attributed to Frederic The Great or Napeleon, it is founded in Kosova Battle in 1389 AD by Ottoman Turks and Gazi Evrenos became chief of staff. Chief of Staff offices are generally held by four-star generals in most countries today.  
It is called Commander of the Turkish Armed Forces or chief of staff in Turkish army that was founded in 209 BC. Similarly, it has also been called chief of staff or chief of general staff (Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi) in Ottoman Empire since 1908 Young Turk Revolution. The most senior officer in Ottoman Army has been called Seraskier until 1908. Seraskier means the head of soldier in Ottoman Turkish. Until 1826, the most senior officer has been called Serdar-ı Ekrem (the most senior commander) in Ottoman Army. Serdar-ı Ekrem was a title which was given to the vizier who became commander-in-chief instead of padishah.
Old Turkish states did not regard the military as a specific occupation, but all Turks were warriors. Decimal units system (units of 10, 100, and 1000) are used in Turkish army first time. Commanders were called buh or buğ, and chief of staff was called baş-buh or baş-buğ (first commander) in Turkish army. 

4 Şubat 2015 Çarşamba

FARZI AYIN NEDİR?

Mızraklı ilmihal olarak da bilinen Miftah’ül-Cenne [1] kitabına göre bir tür farzı ayın olan amel-i farz, mükellef olan her Müslümanın bizzat kendisinin yapması gereken ibadetleri kapsar. Yine bir tür farzı ayın olan ilm-i farz, miktar-ı farz, itikad-ı farz ve farzları yaparken yalnız Allah rızası için yapmak olan ihlas-ı farzın hepsine birden farzı ayınlar denir.
Farzı ayın nedir? Farzı ayın ya da farz-ı ayn, mükellef olan her Müslümanın bizzat kendisinin yapması gereken farzdır. Hâlbuki farzı kifaye Müslümanlardan lüzumu kadar kimse tarafından yapılınca diğerlerinin mükelleflikten (sorumluluktan) kurtulduğu farzdır. En çok bilinenleri cenaze namazı kılmak, cenazeyi defnetmek gibi farzı kifayelerdir.
Farz nedir?
Öncelikle “Allah indinde (nezdinde) din İslam’dır” [2]. Farz, dinimizin kesin bir şekilde emrettiği şeylerdir. Farzı terk etmek haramdır.
Farzı inkâr etmek ise, burası oldukça önemli, küfürdür. Haramda da aynı şekilde. Haram işlemek günahtır, ancak haramı inkâr etmek küfürdür.
Hoca değilim ama farz olmayan amelin (eylem) farz olduğunu söylemek de sağlıklı bir şey olmasa gerek. Söz gelimi bir zanaatkâr bir iş için kendisinin tutulmasını farz olduğunu söylemesi pek sağlıklı değil. Zira farz, Allah'ın (cc) kesin olarak yapılmasını ve yerine getirilmesini istediği ve bunun kat'i delillerle sabit olduğu emirlerdir. 
Yine bir imalatçının kendi mamulünün tüketilmesinin farz olduğunu ilan etmesi de sağlıklı görünmüyor. Ya da bir tüccarın kendi ürününün satın alınması için farz dememeli. Bir kişi bir yerde siyaset yapıyorsa o da aynı şekilde “bana oy verin yoksa farzı terk etmiş olursunuz” derse, orada kaos çıkar. Küçük çıkarlar için böylesine kuşkulu yollara girilmemeli. Başında “teşbihte hata olmaz” desek dahi bu tür benzetmelerden kaçınmak yerinde olur.
Dinimizin emirlerini çıkarlarımız için farklı yorumlamak İslam dini hakkında kötü algı oluşmasına yol açmaz mı?Günümüzde dünya küçüldü diyoruz, değil mi? Yani iletişim olanakları sayesinde bir sanatçı, bir siyasetçi, bir sanayicinin dünyanın bu tarafında yaptığı bir iş belki de dakikalar içinde dünyanın diğer tarafında yankılanabiliyor, tepki alabiliyor. Bu tepki iyi de olabiliyor, kötü de olabiliyor. 
Küreselleşmenin sağladığı iletişim olanakları bir yandan yaşamı kolaylaştırırken diğer yandan göz önünde olan insanları Ülkemize, Milletimize, İslam kültürüne ve medeniyetine karşı da sorumlu kılıyor.

[1] Ayrıntılı bilgi için İslam Ansiklopedisi, Mızraklı İlmihal maddesi.


[2] Ayet-i kerime, 3/19.